MECZUP

Bu sabah evdekilerden önce uyandım. Bir şeyler atıştırıp bahçeye indim. Kedilerimiz –beş kişilerdi– beni bekliyorlardı. Sabah sohbetimizi yaparken onlara mamalarını verdim. Tahin çok acıkmıştı. Yavru bücürlerden bir tanesi minik bir fareyle oynuyordu. Onu izledim. Hareketleri bir görseniz… 
Kahvaltı için bahçeden biraz semizotu topladım. Annem menemen yaptı. Ben de çay demledim. –Evdekiler çayı çok güzel demlediğimi söylerler.– Kahvaltı ve bulaşık faslı bittikten sonra ev boşaldı. Hemen kahvemi yapıp kitabımı kaptım. Kahvemi içip Kemal Sayar’ın Dünyaya Geldim Gitmeye kitabından birkaç bölüm okudum. -Bu kitap kardeşimin hediyesi ve hediye kitapları okumanın tadı bir başka.- 
Sonrasında birkaç gün önce bitirdiğim Meczup kitabının alıntılarını yazdım. Meczup, Fatih Duman’ın kaleme aldığı dört kitaplık öykü serisinin ilk kitabı. Kitaplar sırasıyla: Meczup, 152 Gün, Hiç Kimse ve Bîkes. 
Bununla ilgili şöyle bir anım var: Ben ilk olarak 152 Gün kitabını okudum. –Fatih Duman’dan okuduğum ilk kitap da oydu.– O zaman bunun bir serinin parçası olduğunu bilmiyordum. Hatta birkaç saat öncesine kadar 152 Gün’ü serinin üçüncü kitabı sanıyordum. İnsan ne kadar dikkatli olmaya çalışsa da bazı şeyleri gözden kaçırabiliyor. Bu da bende tatlı bir anı olarak kaldı.


Meczup’a gelecek olursak… 77 sayfalık; bekleyişi, sevgiyi ve insanı anlatan bir öykü kitabı. Gezgin bir fotoğrafçının günlüğünü okuyormuş hissi uyandırıyor. Kitapta şöyle bir paragraf geçiyordu: “Her fotoğrafın bir hikâyesi var bence yani. Olmalı, olmak zorunda. Yoksa benim ne işim olsun fotoğraflarla. Dedim ya, ben fotoğraf çekmiyorum; zamanı donduruyorum.” Bu alıntı bana Ciltli Kediler ile yaptığımız bir sohbeti hatırlattı ve gülümsetti beni.
Ahmet, Selim, Ecevit, Hacıların Ömer… Hepsinin ayrı bir sevdası ve hikâyesi var. Bazıları tamamlanmış, bazıları ise yarım kalmış hikâyeler… Sahi şimdilerde sevdalanmak var mı? Sevda nedense bana eskimiş bir kelime gibi geliyor.
Çok fazla spoiler vermemek adına konuyu pek anlatmak istemiyorum ama kitapta, kuşlar yoldaki ekmek kırıntılarını yerken arabaların çarpması sonucu ölüyor diye kendi canını tehlikeye atıp ekmekleri toplayan bir adam var. Meczup. Kimileri bu adama deli diyor ama o, meczup. 
Bu kitaba 12 Temmuz Pazar günü evde başladım ve 13 Temmuz Pazartesi günü köyde bitirdim. Köyde salıncakta kitabımı okuduğum sırada Pekmez gelip ayak ucuma kıvrıldı. –Bu da kayıtlara geçsin.– 
Yazar, her bölümde bir türkü serpiştirmiş satırların arasına...-Bu da çok hoşuma giden bir detay oldu.- Türkülerin çoğunu dinledim kitabı okumaya ara verdiğim zamanlarda. "Bedenimde değil, ruhumda sızı..." sözleri dolanıyor dilimde. Duymak isteyenler için ne derin manalar var türkülerde.


Kitapta en sevdiğim alıntı ise şu oldu: 
“Nereye gidersem gideyim yanımda kendimi de götürmek zorunda olmak ne kadar kötü. Bunca gidişimin sebebi kendimden kaçacak bir yer bulmak aslında. Bir çare aramak. Ama olmuyor, insan derdinden kaçsa kendinden kaçamıyor.” Gerçekten de insan ne kadar kaçmak isterse istesin kendinden ve geçmişinden kaçamıyor. Nereye giderse gitsin bazı şeyleri geride bırakamıyor. Ve bazı şeyler unutulmuyor. Bir düşünce rüzgarı hep zihninde, ince bir sızı hep yüreğinde.
Zihnimin pencereleri açık kalmış, cereyan yapıyor sanırım konudan konuya atladım. Daha fazla üşütmeden şimdi gidip akşam için erişte yapacağım. :) Hoşça kalın.
Annemden 100 puan alan eriştem😋


15 TEMMUZ 2026

Yorumlar 🌿

Yorum Yazmayı İptal Et
  1. Evdekiler çayı çok güzel demlediğimi söylerler. İçine sevgini de katıyorsun o zaman :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım öyle. Çünkü çayı da ölçüyle değil göz kararı koyuyorum. Her seferinde güzel oluyor. :)

      Sil
  2. Kemal Sayar'ın bir kaç kitabını ben de okudum. Ama bunu değil. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kemal Sayar, bence çok başarılı bir yazar ve psikiyatrist.

      Sil
  3. Semizotu demişken benim için topladıklarınızı sabah erken saatlerde toplar mısınız:) Semizotu geceleri hayatta kalabilmek için malik asit depoluyormuş gündüz de asidi şekere dönüşüyormuş. Bu yüzden sabah erken saatlerde toplananlar ekşi öğlene doğru toplananlar tatlı oluyormuş. Bence hayati bir bilgi. Bugün öğrendim🍀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tabii kii dee :)
      tüm semizotu severler adına bilgi için teşekkür ederimmm.

      Sil
  4. Yazılarını okurken hem gülümsüyorum hemde hüzünleniyorum bazen.. Ama en güzeli de bu anlarına tanıklık etmiş olmak. Fatih Duman’ın okuduğum ilk kitabı Mezcup 🫠 ben de yeri ayrı… En sevdiğim alıntıyı sen de paylaşmışsın bu da beni mutlu etti🌼 altı çizili satırlarda denk gelip ve daha nice yazılarını okumak dileğiyle..🍀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazılarımı okuyor oluşun benim için çok kıymetli. 🥹💗 Çokça amiiinn. 🌷

      Sil
  5. Daha ötesi bazı fotoğrafların değil hikâyesi romanı bile olabiliyor :) O an zaman duruyor ama o ana gelene dek neler olmuş neler? Bunun üzerine düşünmek gerçekten çok güzel.

    Deli ve Meczup... O kadar farklı kelimeler ve bir o kadar farklı anlamları olmasına rağmen nasıl da birbiri yerine kullanabiliyor insanoğlu :(

    Ellerine sağlık. Erişte harika görünüyor. Ve anne sultan da gereğini yapmış tabii.😇​

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Di miii? Bazen doğa ve kitap fotoğrafçısı olup alıp başımı gitmek istiyorum. 🥲

      İnsanoğlu işte... Çok da şey yapmamak lazım.🥲

      Çok teşekkür ederimmm.🌷

      Sil