İstanbul Gezim Bölüm 2
Herkese merhabalar, İstanbul gezimin ikinci bölümünü yazmaya başlamadan evvel bugüne dair bir şeyler yazmak istiyorum.
Birkaç gündür biraz hastayım. Sabah kötü bir şekilde uyandım. Kendime kahvaltı hazırlayıp elmalı tarçınlı çay yaptım. -daha sonra bu çayın tarifi için bir yazı yazabilirim belki- Zaten tarifini kendim uydurdum. :) Çayın tadı çok güzel bence -kendim yapıyorum diye söylemiyorum- ve bademcikleri de yumuşatıyor. Kahvaltı yaparken öksürükten dolayı biraz zorlandım. Zaten yutma becerilerim de zayıf biraz. Velhasıl kelam insan hastalandığında bazı şeylerin kıymetini daha çok anlıyor. Bazen ben neden böyleyim diyorsun ama çok daha kötü durumda olabileceğini anladığın an bir şeyler daha farklı oluyor ama maalesef kısa sürüyor bu. İnsanın fıtratı gereği sanırım. Neyse bir şekilde kahvaltımı yaptım. Çayımı içtim. Bir kargom gelmişti onu açtım. Biraz kitap okudum. Okuduğum kitabın ismi "Yüreğinin Götürdüğü Yere Git" -Bazı gidişler maalesef kolay olmuyor. Şimdi size İstanbul gezimin ikinci kısmını yazacağım.
Bu kez İstanbul'un Fatih-Sirkeci semtine gittik. Marmaray yolculuğumuz sanırım bir buçuk saat kadar sürdü. Marmaray'dan inince biraz yürüyüp Gülhane Parkı'na gittik. Bir banka oturduk. -Hemen bir minnak kedi geldi yanımıza.🐱-Yanımızda getirdiğimiz atıştırmalıkları yedik biraz soluklandıktan sonra. -Biraz yakıt depolamamız lazımdı.- :) Sonra parkta biraz yürüyüş yapıp fotoğraf çektik. Park devasa ağaçlarla doluydu. -Zihnimde "Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında..." çalıyor tabii.
Ayasofya ve Sultanahmet Cami'lerini ziyaret etme gibi bir planımız vardı. Ama mümkün olmadı. Sadece dışarıdan görebildik. Çünkü çok çok çok kalabalıktı.
Kapalı Çarşıya gittik. Kapalı Çarşı kapalıydı. 😅 Şaka değil. Ama orası açık olsa adım atamazdık herhalde. Kapalı Çarşı'nın hemen karşısında Nuru Osmaniye Camii varmış. Orayı ziyaret etme imkanımız oldu. Camii 1748-1755 yılları arasında yapılmış. Ve çok görkemliydi.
İstanbul'un tarihi ve mimarisine söylenecek söz yok zaten. Efsane diyebiliriz. Ama yaşamak için İstanbul'u tercih etmem sanırım. Yine de büyük konuşmak istemem ama kalabalık olması dolayısıyla yaşanılacak gibi değil bence.
O kadar gelmişken yemek yiyip (lahmacun :) kahve içtik. Yemek ve kahveye tam puan. Ama yemek yediğimiz mekanda çoğu yerde olduğu gibi turistlerle daha çok ilgilendiler. :( Zaten her yerin turist kaynaması sinir bozucu. Tamam ekonomi canlansın falan da kendi ülkende ikinci plana atılmak üzücü.
Ve yaşadığımız zorluklardan bahsetmek istiyorum. Tabii ki zorluk yaşamasak olmaz!
İlk önce Marmaray’dan indiğimizde asansör için sıraya girdik. -8.kattaydık. Merdivenle falan çıkmam mümkün değil. Sırada kardeşimle birlikte biraz öne ilerledik. Bir kadın “Her yerde olduğu gibi kaynak yapıyorlar.” dedi. Kadına döndük. Kardeşim “Bize mi dediniz?” dedi. Sonra kadın “Yok yok size demedim.” dedi. Pardon da benim öncelik hakkım yok mu? Ya da gezme hakkım? Tabii biz saf gibi ikinci asansörü bekledik. Sadece birkaç kişinin önüne geçmiştim. Ve asansör sırasında benden daha çok asansöre ihtiyaç duyan biri yok gibi görünüyordu. Ayakta durmakta zorlanmak anlamında yani. Biz asansöre binerken birisi “Bebek arabasına öncelik verelim.” dedi. Ama nedense beni kimse görmemişti. Bebek arabaları zaten ayrı bir korkutucu olay benim için. Kaç tane bebek arabasıyla çarpıştım hatırlamıyorum. Bir şekilde 8 kat çıktık.
Şimdi sıra 8 kat inmeye gelmişti. En yakın Marmaray durağına girdik. Baktık asansör yok. Yürüyen merdivene binip bir kat aşağı indik ama yürüyen merdiven yürümüyor uçuyordu mübarek. Bir çalışana sorduk "Asansör yok mu?" diye. Bir üst katta olduğunu söyledi. Abinin bir üst kat dediği yarım saat yürüme mesafesindeymiş meğer. Yürüyecek halim olsa zaten eyvallah da. -O gün de hastaydım biraz.- Neyse güç bela asansörü bulduk ve yarım saat ayakta sıra bekledik. Şakasız! Ve engelli asansörünün yanında oturmak için bank vs bir yer yoktu.
Birileri bizimle dalga mı geçiyordu? Anlamak güç. Keşke birileri dalga geçiyor olsaydı da bizim yaşadıklarımızı benimle benzer durumda olan başka insanlar yaşamasaydi. Ama binlercesi yaşadı ve maalesef binlercesi daha yaşayacak. Bu kadar erişilebilir olmayan sokaklar neden? Camiilerin kadın bölümüne çıkılan merdivenlerinin korkunçluğunu saymıyorum bile... Her şeyi restore ediyorsunuz bunları da restore edin bir zahmet! İnsanlar engelli diye bazı şeylerden mahrum yaşamak zorunda değiller. Zaten pek çok şeyden mahrum yaşıyorlar... Sanırım bazı şeyleri kendi başımıza gelmedikçe asla anlamayacağız. Mesela ben de bedensel engelliler açısından zor olan kısımları görüp anlattım size. Diğer yetileriyle ilgili sorunları olan insanların da yaşadığı çeşitli zorluklar vardır muhakkak.
Yalnız yazıyı yazarken fark ettim ki bazılarının tabiriyle "bu halimle" o gün iyi gezmişim ha. Mesela eskiden bu kadar aktif biri değildim. Ama ben kendimi kısıtlasam da kısıtlamasam da zaman geçiyor. En iyisi hayatı yaşayıp bir yerlerden hayata dahil olmak. Biraz fazla dinlenmeye ihtiyaç duyarım sadece.
Ne demişti şair “Hayat kısa, kuşlar uçuyor.”
Tabii eğer yetkili birileri benim yazımı okuyorsa onlara seslenmek istiyorum: Dünyayı daha erişilebilir bir yer haline getirmek için yapacağınız en ufak bir şey bile bizim için çok büyük şeylere gebe olabilir.
Ve her şey sevdikleriniz yanınızdayken güzel her anlamda.
Her daim kalbi güzel insanlara denk gelesiniz, sağlıcakla kalın.
Çok geçmiş olsun Nurr. En kısa zamanda daha iyi olman dileğiyle inşallah.🍀
YanıtlaSilVe evet, hayatı her ne olursa olsun yaşamak gerekiyor. Tabii keşke herkes üstüne düşeni yapsa da hayat çok daha yaşanılabilir ve herkes için erişilebilir olsa. Ama görünen o ki daha çok yolumuz var.😔 Daha anlayışlı ve güzel bir dünya olması dileğiyle inşallah...
Çok teşekkür ederimmm. Çok amiinn. Elmalı tarçınlı çay tarifi gelsin mii?
SilBir merak etmedim değil şimdi :) Gelsinnn🙂
Sil